Rüyalar Alemi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Rüyalar Alemi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

21 Kasım 2015 Cumartesi

'Esrar Oyunu'

Dün gece rüyamda esrar gördüm.Ama şöyle başından sonuna rüyamı anlatayım çok ilginç:

Bütün yakın akrabalarımla büyük bir kasabada yaşıyoruz.Kasaba büyük şehirde yaşamayı özendirmeyecek kadar renkli bir yer.Herkes mutlu, paylaşmaktan kaçınmayan, ne olursa nasıl düşünürse ve ne konuşursa konuşsun insanların birbirlerini yadırgamadıkları bir yer.Sürekli bir oyun oynama hali var.Dikkatimi kapısından dumanlar tüten ve güle oynaya içinden insanların elinde bir bardakla çıktığı kulübe çekiyor.Kulübeye sağlam girip ayık çıkan yok, herkes sendeleyerek ya da başı dönmüş bir halde çıkıyor.Yaklaştıkça bu yerin esrar eğlence merkezi gibi bir yer olduğunu anlıyorum ve bu olay yasal. Dışarıdan dumana maruz kalmak bile bana yetiyor başım dönüyor, bir bakıp çıksam içmesem de olur diye giriyorum içeri kapıdan beni elimde bir toprağa benzer bir şeyle yarı dolu bir bardak ve ne olduğunu anlamadığım içinde sıvı bir karışım olduğunu sandığım bir şişeyle uğurluyorlar beni ama bu içkinin bir içme usulü var.Baharda olmamıza rağmen karlı bir dere geçiyor kasabanın içinden.Bu bardağı derenin içindeki karlı suyla karıştırıp sonra şat yapıp üzerine şişeyi içecekmişim.Tam dereye doğru ilerlicem kasabayı oyuncu cüceler basıyor.Bu oyuncu cücelerin amacı biraz eğlenmek eğlenirken ağlarına düşürdükleri kasaba sakinlerini gizemli bir oyunun içine almak.Bir kez oyuna dahil ettilerse seni çıkmanın tek bir yolu var oyun parkurunu bütün engellere rağmen bitirmek ya da oyun içinden çıkmayı hayatın ile ödemek!(oooww çok korkunç)Oyun içerisine girdiğin anda daha önceden oyuna başlamış olanların arasında kaldıkları yerden dahil olarak başlıyorsun.Meğer bu oyun yıllardır oynanıyor ve içinde yıllardır var olan oyuncular yani kurbanlar var.Ne hikmetse çıkmayı hayatınla ödediğin bu oyun keyif veriyor.Adına 'esrar oyunu' diyorlar.Kurbanları rast gele seçtikleri için dışarıda kalanlar da bir maçı seyreder gibi parkur kenarından oyunu heycanla izliyorlar.

Girdiğim aşamada bir lunaparka götürüyorlar bütün oyuncuları.Hepimizi dönme dolabın her bir kabinine yerleştiriyorlar elimiz bağlı.Ve bu dönme dolabı patika yolla bitişik bir demir yolunda bayır aşağı yuvarlıyorlar haznesinden çıkarıp.Biz oyuncular yuvarlanırken hangi yolun iyi olduğuna karar vermek zorundayız, ve deneyerek öğreniyoruz.Bu arada dönme dolabı içinde aldığımız pozisyona göre yönlendirebiliyoruz.Sonunda patika yolun daha güvenli ve sarsıntısız olacağına karar verip d.dolabı o yolda tutmaya çalışıyoruz bu parkur bitiyor, aramızda yaralananlar da var ama dolap düz bir yere geldiğinde durdurabiliyoruz.Bu kez durduğumuz yerde tek tekerlekli bisikletler var.Ortalıkta cıyak cıyak kurbanların yara almasından zevk alan cüceler üzerimize kemirecekmiş gibi koşmaya başlıyor, o bisikletlere sarılıp kaçış yolu ararken ben oyun kuruculardan biriyle karşılaşıyorum.Sözlü değil ama gözleriyle bana bir şeyler anlatıyor gibi.Kıvırcık saçlı kızıl bir ağaç perisi gibiydi.Yüzünde samimi bulmadığım aynı zamanda benden bir şeyler bekliyormuş gibi bir gülümseme vardı.Bu gülümseme parkuru başarıyla geçeceğim konusunda bir iç huzuru verdi bana, belki de ben o gülümsemeyi yapacaklarımdan ve oyunu sonlandıracağımdan korktuğu yönünde algıladım.Ama durup ona bakarken ve anlamaya çalışırken rüyadan uyandım.

Klasik olarak bu sayfada yaptığım rüya tabiri kısmına geçeceğim;

Esrar ülkemizde ve dünyanın çoğu ülkesinde insana zarar verdiği için kullanımı yasaklanmış bir bitki.Bu yüzden klasik rüya tabirlerinde kötüye yorumlanır.Bense biraz Freud etkilenmelerimden ve bilinç altı sorgulamalarımdan yola çıkarak bir yorumda bulunacağım.

Ailemle bir arada olma düşüncesi bana hep huzur vermiştir. Bir arada olmanın nasıl olması gerektiği konusunda ideal bir fikre sahibim ve ne yazık ki insan oğlunun her istediği şey olmuyor, çünkü; bir şeyler beklediğin çevrende farklı düşüncelere, dogmalara, geleneklere inanan insanlarda olduğundan bu düşüncelerin bir birine karışmasından sağlıklı bir ortam doğmuyor.Gel gelelim 'büyük şehir yaşantısı özentisi' ne; küçük bir şehirde hatta o küçük şehrin kırk hanelik küçük bir köyünde doğdum büyüdüm, ailemin benden beklentilerine ve benim hayattan beklentilerime bu küçük dünya cevap veremiyordu bu yüzden büyük bir şehire okul vesilesiyle göç ettim, on yıldır da buradayım.Rüyamda büyük şehirde yaşamayı özendirmeyecek renkli kasaba benim aslında coğrafi olarak yaşamaktan keyif aldığım ve düşüncelerimi sınırlandırmak zorunda kalmadığım bir yeri temsil ediyor.Bu yerin içinde genelin madde bağımlılığı olarak gördüğü ve kötü kabul ettiği şeyse genel geçer düşüncelerin ve diktelerin bir simgesi.Neden öyle diyorum çünkü bilinç altımda şu var; zamanında ne için kullanılıyorsa bu bitkinin yasal olarak üretildiği hatta çocukluğumda eskiden saf haliyle kullanan insanların hikayeleri var.Bunun üzerine bu bitki nasıl sistem tarafından farklı alanlarda kullanılmak için keşfedildiğini, işlenerek belli bir kesme uyuşturucu olarak pazara sürüldüğünü yani doğanın içinden saf bir bitkinin tarih sahnesinde insan eliyle şekillenip çirkin bir maddeye dönüştüğünü bir zaman düşünmüş ve bilincimin altında belki de bu rüyaya kadar saklamıştım.

İnsan beyni kaydetmeye başladığı andan beri saf haliyle bilgiyi alır, yeni bilgiler eklendikçe unuttuğu bilgileri şekillendirir kimi zamansa çıkması gereken yerde ya bir sözle ya da rüyada belli bir simgeyle varlığını gösterir.(bilimsel bir şey değil bu tamamen kendi felsefem) işte bu yüzden esrarı rüyamda genel geçer kanun ve diktelere karşı duruş sergileyen bir simge olarak yorumluyorum.Her taşın altından çıkan cüceler ve ayun kurucu peri bu sistemin en büyük askerleri; tam farklı bir yola girecek ve sistem içinden sıyrılmaya çalışacakken beni o kanunların içinde tutmaya çalışanlar...Yani farklı bir bakış açısıyla kendime yeni bir dünya yaratacak ve içinde huzur bulacakken, sistemin oyun hilesiyle içinde tutmaya çalışan bu cüceler ve periler baş düşmanımız.Neden?Oyun keyiflidir.Bizse zorunlu olarak dahil olduğumuz bu düzen içinde hayatımız pahasına da olsa başarılı çıkmayı hedefliyoruz, bu başarı neye göre kime göre başarı tartışılır.Ama şöyle bir gerçek var ki; bizim oyunumuz eğlendiğimizi ve zevk aldığımızı sandığımız yapay bir parkurdan ibaret-hayatımız.Oysa biz ilkel(!) de çok güzel yaşayabiliriz yargısız.

Bu rüyamı böyle yorumluyorum.Rüyam kadar karmaşık bir yorum.İlerde belki daha sade ve anlaşılır bir dil yeteneği edinir düzenlerim.


13 Aralık 2014 Cumartesi

Rüyaların Ana Karakterleri

Bazen rüyaların ana karakterleri, sizin rüyanızda varla yok arasında hatırladığınız ya da hayatınızda o durumda karşılaşma ihtimalini düşünmediğiniz alakasız birileri olabiliyor.Nasıl mı?Rüyada bu kişilerin yanında en önemsediğiniz şeyler kendini gösteriyor.Hayatınızda değeri olan ne varsa o alakasız insan etrafına toplanıyor.Sizse 'ne alaka?' diyerek yan karakterlerin etkisine kapılıyorsunuz rüyanızda fakat, uyandığınızda asıl kilitlendiğiniz nokta o alakasızlık oluyor.

Sevgili blog takipçisi, rüyanı birebir buraya dökmeyeceğim ama ne demek istediğimi anlayacaksın.Aramızda kalacak olanlar sadece aramızda...Yalnız başka birine fikir vermesi için de bir örnek teşkil ediyor.Burada paylaşmamın tek amacı o.Yani benim gördüğüm rüyaların açıklaması bir yere kadar, senin gibi farklı insanların paylaşımı sayesinde daha çok renklenecek.Bu sebeple; paylaşımın için teşekkür ederim öncelikle ;)

Zamanın birinde bir insan sevdiğini düşünür; birlikte olabilmenin yegane nedeni nedir diye?Kaybetmek mi?-Yok.Ağlamak mı?-Yok.Acı çekmek mi?Yok.Ölmek mi?O da değil.Bütün bu sıralanan yaşanmışlıklar bağlılığın bir gerekçesi aslında, çünkü ilişkilerde kişiler kaynak vurularak birbirine bağlanmış iki demir.Eritilip aynı kazanda bir kalıba dökülüp şekillenebiliyorsa ne ala!Ama her ikisinde de bir alev, her ikisinde de bir yanmak söz konusu.Yanmak ve ateşi iyiye de yorabilirsin, kötüye de.Hepsi bizim elimizde.

Bu insan sevdiğini uzun süre düşününce, hayal kurması yaşamasından daha ağır basmış.Sevdiğini hayal kurarak yaşamış.Gerçeğe gelince, bir bakmış ki; hayalinde sevdiği insan gerçeği hiç yansıtmıyor, ya da hayali ona gerçekten yansımıyor.Gerçekte yoksan artık benim için ölüden farkın yok diye düşünüyor.(Kaybettiğin arkadaşının yanında onu görmen bunun bir işareti).Ama hayalinde kurduğun o güzelim insanın sende hep bir hatırı var(ölü arkadaşının sana gülümsemesi).Sonra yine düşünür o insan; olsaydı eğer hayalim gerçek, en çok onu nasıl hissetmek isterdim?Zor zamanımda, ölümü düşünecek kadar acıdan kör ve hiç olmadığım kadar kendim olduğumda(ağlamak, sen kabul etmesen de kendini gösterdiğin en belirgin özelliğin).

Şimdi bize bir sıcak el, bir de yaşlı gözler düştü.Gerçek ne kadar gerçek hiç sordun mu?Bilinç altı, bilinçli olarak yaşadığın şeylerden daha yoğun hissettirir vücutta duygularını.Sevdiğin insanın gerçekte eline dokunduğun hisle, rüyalarında hissettiğini bir karşılaştır bakalım ;)

Benden bu kadar.
Sevgiyle kal.

22 Kasım 2014 Cumartesi

Uçtum, Dişlerim Döküldü

Önceleri çok uçardım rüyamda, şimdi hiç uçtuğumu görmüyorum.Daha çok korkunç kabuslar görüyorum.Kim getiriyor bu tür şeyleri aklımıza hiç bilmiyorum.Ama şöyle bir kanıdayım; uçma fikrini aklıma ilk(!) sokan, uçan sihirbaz David Copperfield oldu, ondan önce Galata'dan atlayan Deli Evliya Çelebi, ondan önce de galiba kuşlar.Bir de hiç kuşkusuz ki herkesin gördüğü diş dökülmesi olayı; ne kadar korkutucu!Rüyanızda hem uçup hem de dişlerinizin döküldüğü oldu mu hiç?Ben hiç yaşamadım böyle bir şey, sanırım ikisi de bilinç altımızda farklı konuları simgeliyor.Geleneği yine bozmayacağım.

Uçmak, yerde olmaya hiç benzemiyor.Uçabilseydik hiç bir engele takılmadan yol alabilirdik.Ama yerdeyken hem yoruluyoruz hem de önümüze bir çok engel çıkıyor; kayalar, çakıllar, dağlar tepeler, uçurumlar...Bu engelleri aşmamız için insan zorlanıyor çoğu zaman canı yanıyor.Bunları zaten biliyorsun.

Diş dökülmesi peki?İnsan doğarken de yaşlanıp ölürken de henüz sahip olmadığı ve kaybettiği bir şeyi var diş.Vücudumuzda dilimizin değmesiyle her zaman varlığını hissettiğimiz ve duygusal olarak aramızda bir bağ da var; hiç bir silahımız yoksa dişlerimiz var yanımızda, korunmak ve istediğimizi elde etmek için; diş geçirir, diş sıkar, dişlerimizi gösteririz deyimleri gibi, hayvansal bir savunma mekanizması...Düşünsene annemizi emdiğimizde, annemizin bitmek üzere olan sütüne karşılık dişlerimiz oluşmaya başlamıştır o dönem, emersin gelmez, bir de ısırıyım bakiim niye akmıyo bu süt dersin, tee bebekken daha başlar yani buna bağımlılık.Bir de çıkarken bi kaşınır ki, eziyet.Sonra ennemizin memesini ısırdık diye cezalandırır bizi vücut; belli bi yaştan sonra yerine daha sağlam dişler çıkar.Çıkar çıkmasına da dökülürken çok acı veriyor, işte o zaman başlıyor diş düşürme korkusu.Bir de yaşlıların takma dişleriyle karşılaştığımız travma var; yaşlılık!Bunları da biliyorsun.

Eee hepsini biliyorsun, bilmediğin bunun rüyalarında görüp hayatına nasıl bağlıyorsun?Rüyanda sürekli uçtuğunu görüyorsan henüz sevişmemişsin demektir.Sevişince saflığını kaybediyorsun, bir başkasına bağlılık duyuyorsun, kendi ağırlığın sana yok denecek kadar hafif gelirken, bir başkasının yükünü taşımak sana ağır geldiği için, havadan daha sağlam bir yere vücudunu dayaman ve destek alman gerekiyor.Sevişmiş ve hala rüyanda uçtuğunu görüyorsan, seviştiğin insana karşı sorumluluk duyma gibi bir gereksinim hissetmiyorsun, özgürsün, rahatsın, kafanda hiç bir sorun yok, her engelin üzerinden bir kanat hareketiyle atlayabiliyorsun demek oluyor bu.Senin hayatına hangisi uyuyor sen karar ver.

Diş dökmesi, sevdiğin değer verdiğin insanları kaybetme korkusunu simgeliyor.Dişinin döküldüğünü gördüğün zamana dikkat et,  ya bir insana yaptığın bir hata olduğunu ve bu hatadan dolayı artık senin yanında olmayacağını  ya da o insanın senden uzaklara gittiğini düşündüğün zamanlar bunlar.Ya da öyle bir durum yaşadın ki savunamadın kendini, zayıf düştün, dişlerin hiç bir işe yaramadı, hayalin de dişlerinle birlikte kırıldı.





9 Kasım 2014 Pazar

Bereket Rüyası

Bir gün önce, rüyamda beş tane bebeğimin olduğunu ve üçüz erkek bebeklerimin vahşi bir şekilde katledildiklerini gördüm.Anlam veremedim tabi bunun nasıl bir şey olduğuna.Daha önce bahsetmiş olduğum Rüya Yorumcusu na paralel bir yorum yapacağım yine.

Önce rüyayı anlatayım.Birer yıl haralıklarla çocuk doğuruyorum.İlki kız, ikincisi erkek.Sonrasında da daha yeni doğum yaptığım üçüz erkek bebeklerimin oldu.Toplu halde samanlıkta yaşıyoruz.Samanlığı köyümüzdeki ahırın yanında kerpiçten inşaa edilmiş yüksek tavanlı samanlık şeklinde görüyorum.çevrede vahşi sırtlanlar var.Yeni doğum yapmış halimle bir de işe gitmek zorundayım.Kızım büyümüş saçları omuzlarında kahkülleri var, oğlum çok hareketli, kel, daha altı aylık falan.Üçüz erkek bebeklerimse gözünü daha hiç açmamış.Altı ay aralıkla nasıl olmuş onu bile kestiremedim.Ve hala karnımda bir şişlik, doğurganlığımın had safhasındayım.İşe gitmek zorunda olduğum bir zaman geliyor.Eve döndüğümde bütün çocuklarım bir köşeye savrulmuş büyük olanlar kaçabilmiş, üçüz çocuklarımdan birinin kafasını yemişler biri de boğularak ölmüş, diğeri ise ortalıkta yok, kayıp.Feryat figan insanları başıma topluyorum.Şok geçiriyorum ama kalan iki çocuğumu kucağıma alınca rahatlıyorum.Taşınıyoruz birlikte.Babaları da etrafta yok, ama bir şekilde haberleşebiliyorum ve olan biteni anlatıyorum ona.Nedense normal karşılıyorum bu olayı.Tek odalı yeni evimizde yeni bir hayat kuruyoruz.Çocuklarımı emrizirip uyutuyorum.O kadar güzel uyuyorlar ki.Sonra uyandım.Ama çocukların güzelliği ve şirinliği beni benden aldı.Hepsi sapsarı ve renkli gözlü, sağlıklı ve zar zor taşıdığım kilodalar; topaç gibi çocuklar...

Rüya yorumu: O gün iş arkadaşlarımdan biri çocuğunun rahatsızlığından bahsetmişti.Aşırı kiloları yüzünden şeker hastası olmuş kilo vermeye çalışıyormuş.Ben de uzun zamandır çocuk sahibi olmayı ve olursam nasıl bir anne olacağımı düşünüyorum.Yaş geldi artık güdüsel olarak istiyorum bunu.Dolunay da gelmek üzereymiş, bu zamanlarda bu duyguları daha çok depreşiyormuş insanların.Uzun süreli memleket hasretim de depreşince ve çocuklarım olursa yaz aylarında orada yaşamalarını isteğim gündemde olunca mekan olarak beynim orayı seçti.Ama neden samanlık?Rüyada bebek görmenin yeni haberler, bereket ve yeni fikirler, projeler anlamına geldiğini daha önce biliyordum.Samanlık sıcak ve hayvanları beslemek için yem hazırladığımız bir yer.Çocukları yeni bir oluşum olarak yorarsak, bu oluşumları daha çok beslemeli ve sıcak bir ortamda geliştirmeli fikri geldi aklıma.Ki kafamda bir çok olumlu fikir var, uzun zamandır bunları hayata geçirmeyi bekliyorum.Bunların hepsi kafamda olup bitiyor.Üçüzlerin katledilmesini ise birbirine bağlı isteklerimi gerçekleştirmedeki dış faktörlerin nasıl etki edeceği korkusundan görüyorum.Bir fikir bana çok mantıklı gelmiyor ki bir bebeğin kafası yeniyor.Diğer bebek boğularak ölüyor çünkü o fikir de henüz çok taze ve hayat bulacağı bir ortamı oluşmamış, bu ikisinden sonra nerede olduğu belli olmayan çocuk ise kendiliğinden gelişecek bir zaman sürpriz bir şekilde ortaya çıkacak, olamayacak planlarıma alternatif bir umut kapısının açılacağını gösteriyor.Feryadım ise hayal kırıklığını simgeliyor.Geride kalan büyütmekte olduğum fikirlerime ve bir kısmını hayata geçirdiğim durumlara sıkı sıkıya bağlıyım ve bunlar çok sağlam.

Sonuç itibariyle çok istediğim memlekete gitme planım bu gün suya düştü.Olabilirdi fakat zaman sıkıntısı olduğu için işler sıkışık bir hal alacaktı.Son dakikaya bırakmak işleri bu duruma sokuyor.Daha sonra akılcı bir yol izlemek üzere plan ertelendi ve ertelenmesi daha makul bir sonuç çıkacağını göstermiş oldu.Üçüz bebeklerim bana bunun haberini verdi.Rüyaların telapatik etkisi de var ben doğduğum yerle telepatik bir bağ kurmuş oldum.Anne ve çocuğun birbirlerinin canının yanmasını rüyalarına yansıyarak hissetmesi gibi.Bu annelerde daha çok oluyor.Anneler çocuklarının başına bir şey geleceğini hissedince rüyasında görüyor.Hepimize olmuştur başımıza kötü bir şey geldiğinde o gün ya da ertesi gün annelerimiz tedirgin bir şekilde aramıştır bizi.Bu duruma şaşırdığınız oldu mu hiç?Ben şaşırmıyorum artık.

Sevgiler...


4 Kasım 2014 Salı

Rüya Yorumcusu

Rüya görmüyorum diyen var mı?Görüp hatırlamayan?Hatırlayıp anlatan?Anlatıp anlam bulmaya çalışan?Anlamlandıramayıp kafayı yiyen?Uzun süre etkisinden kurtulamayan?

Hemen hemen hepimiz merak etmişizdir rüyaları, nasıl görüyoruz, 'bu rüya neye delalet ki, hayırdır inşallah' dediğimiz çok olmuştur.Benim için rüya olgusu, Freud okuduktan sonra değişti.Bir bakıma artık anlamlandırabiliyorum gördüğüm şeyleri.Aslında kimi zaman huzur bulduğum rüyaları Freud etkisiyle yorumladığımda basitleşmeye de başladı; büyüsüne kaptıramıyorum artık kendimi.Kendimce bir konuya değineceğim, doğruluğu yanlışlığı tartışılır.Rüyalar da kesinlik kazanmamış tartışılan konulardan olduğundan sıkıntı yok.Okuduklarımdan çıkardıklarım da şunlar:

Rüya görmek insan için gereklilik.Üstün insan olsaydık belki gereklilik olmaktan çıkardı.Duygularımızın çoğunu rüyalarda tam anlamıyla yaşıyoruz.Rüyalar bir nevi bilinç altının ön belleğe vurumu gibi.Gördüğümüz her açıyı piksel piksel, zamanın her sanisesini kaydeden beynimiz, rüyalarla simgesel bir oyun oynuyor bize.Diyor ki; kendini hafife alma, sen mesela sevgi'ye karar verdiğinde aslında onun dışındaki tüm olasılıkları da düşünüyor ama hatırlamıyorsun. Fiziken verdiğin tepki, yaşadığın sosyal çevreye, öğrenilmiş davranışlara, kafanda o anlık kurduğun istatisliklere göre değişiyor.Sen yaşarken görünürde bilmeden tercih ettiğin olayın aslında bir de perde arkası var.Bilinç altına attığın tüm kayıtlar, belli bir dönemde bir şekilde rüyalarında çıkıyor karşına.Beynin yaşadığın dönemin uygun olmamasından dolayı, hatırlamak ve ya hatırlamamak gibi savunma mekanizması kuruyor.Bir şeyi çok mu istiyorsun, rüyanda çıkıyor karşına.Bir insanı çok düşünüyorsun, rüyana giriyor, bir olay seni çok etkiledi yapmak istediklerini yapamadın rüyanda yapıp rahatlıyorsun.Ya da korkuların mı var, rüyalar bunu da çıkarıyor karşına.Mesela; yanından bir adam geçiyor, hatırlanmaya değmeyecek bir insan, kırk yıl da düşünsen aklına gelmez, ama beyin seçiyor, tanımlıyor, tanımladığında o insana karşı bir çok duygu sekmesi karşına çıkarıyor, sen bunlardan değer yargılarına göre yine bilmeden bir seçim yapıyorsun; 'yakışıklı!'.Ardından yakışıklı kelimesi anlamlanıyor kafanda; 'banane ulan, yakışıklıysa yakışıklı allah sahibine bağışlasın!' demiyor beyin, onu bir güzel bilinç altında konumlandırıyor üstüne bir de hikaye yazıyor; yakışıklı adamla ne yapılır?Sahi ne yapılır?Senin hayvansal dürtülerin bilinç altında o kadar yoğun ki, bildiğin kılıfına uyduruyor; onunla güzel çocuklar doğurursun.Güzel çocuk doğurmak için önce ne yapman gerek; çifleşmek!Sen insansı duygularınla buna sevişmek diyorsun, öğrendiğin davranış da aile kurmak diyor, aile olmanın gereklilikleri beliriyor; toplumsal baskılar.Ama gerçekte senin bir sevgilin var. Aaa aa ne ayıp!Beynini hafife almayan biriysen, beyninin bütün bu kayıtları anında kaydettiğini bilirsin.Gelelim rüyana; yanında sevgilin ya da kocan uyurken sen bilmediğin bir silüetle sevişiyorsun.O bilinmedik silüet dediğin senin yanından geçen adam!Ne gülüyosun? Öyle!

Belki de sevgilinle bir anlaşmazlık yaşadın, beynin bunu nasıl değerlendiriyor dersin?Hemen karşılaştırma yapıyor; belki de düşündüğün kadar sevmiyorsundur, hoooop rüyaya geldik; rüyanda o kadar tiksiniyorsun ki sevgilinden, bir daha yüzüne bakmak istemiyorsun!Hatırlarsan bu rüyayı yandın, etkisi geçene kadar ya da sevgilin hoşuna giden bir hareket yapana kadar devam ediyor bu durum.Neyse ki sevgilinin çoğu özelliğinden hoşlanıyorsun, bir gülüşü yetiyor, rüyanın etkisi fazla sürmeden inandığın yaşantına devam ediyorsun.Bir anlık kararsızlığın rüyanla vücut bulup rahatlatıyor seni, bir daha düşünmek mi; o rüyayı zaten görmüştün, cevap bulduğu bir şeyin üstüne gitmiyor artık beyin.

Deneme yapmaya ne dersin?Etkisinde kaldığın bir rüyanı bana anlat, sana kendimce bir yorum yapayım, sonra bu tezin doğruluğu ve yanlışlığını tartışalım olur mu?Daha anlatacak çok şeyim var...

Sevgiler...